sena_basoz_davetiye_on

Sena Başöz’ün ilk kişisel sergisi sanatçının aidiyet hissi veren mekan arayışına dair bir grup işini bir araya getiriyor.
 
Berger’e gore aidiyet ve bütünlük hissinin hissedildiği yer olan yuva “dünyanın merkezi”dir. Yuva gerçekliğin kalbinde kuruludur. Ancak günümüz dünyası her köyün dünyanın merkezi olduğu günlerden çok uzaktır.
 
Sena işlerinde kitleler ile onları tanımlayan ve yöneten mimari yapı arasındaki ilişkiyi, kentsel yaşam düzeninden kaçış yollarını, orijin ve takıntı olarak doğayı, ve bir ürün olarak gerçekliği sorguluyor. Bunu yaparken hayal gücünü mekanı dönüştüren bir araç olarak kullanıyor.
 
Lisans seviyesinde ekonomi okuyan sanatçı bir plazada 3,5 yıl çalıştı. Böyle bir mekanda günde en az 8 saat var olmak onu mekan üzerine yoğun olarak düşünmeye itti. “Kule serisi”, “Kule yuva”, “Gökyüzü”, “Not Defteri” kaynağı bu döneme dayanan ve  bireyin sadece bir kafa olarak varolduğu mekana vücudu taşımayı öneren işlerdir. Kolajlarda kullanılan malzemenin çoğu gerçekten o dönemde kullanılan not defterlerine yapılmış çizimlerdir.
 
“Türkiye’nin Vahşi Memelileri” çalışanlar arasında emaille forwardlanan doğa imajlarından esinlenilmiş bir iştir. Şehir hayatında varolan bireyin gözüyle doğadaki varoluşu anlatır. Aidiyet ve birey olma üzerine düşünceler arka planın tekrarlarla desene doğru gittiği bir dizi çizime yol açmıştır.
 
Sergi, dünyanın merkezine her biri kendi içinde bir dünya olan ihtişamlı kuleleri veya git gide yok olan ve şehirli bir birey için bir takıntıya dönüşen doğayı koymaya çalışır...
 
Bu bağlamda sergi asla varılamayacak bir noktaya yönelmeyi önerirken, yolculuk sürecinde varoluş ve arzuların ifadesine yoğunlaşır.
 
Sena Başöz’ün ilk kişisel sergisi sanatçının aidiyet hissi veren mekan arayışına dair bir grup işini bir araya getiriyor.
Berger’e gore aidiyet ve bütünlük hissinin hissedildiği yer olan yuva “dünyanın merkezi”dir. Yuva gerçekliğin kalbinde kuruludur. Ancak günümüz dünyası her köyün dünyanın merkezi olduğu günlerden çok uzaktır.
Başöz, işlerinde kitleler ile onları tanımlayan ve yöneten mimari yapı arasındaki ilişkiyi, kentsel yaşam düzeninden kaçış yollarını, orijin ve takıntı olarak doğayı, ve bir ürün olarak gerçekliği sorguluyor. Bunu yaparken hayal gücünü mekanı dönüştüren bir araç olarak kullanıyor.
Lisans seviyesinde ekonomi okuyan sanatçı bir plazada 3,5 yıl çalıştı. Böyle bir mekanda günde en az 8 saat var olmak onu mekan üzerine yoğun olarak düşünmeye itti. “Kule serisi”, “Kule yuva”, “Gökyüzü”, “Not Defteri” kaynağı bu döneme dayanan ve  bireyin sadece bir kafa olarak varolduğu mekana vücudu taşımayı öneren işlerdir. Kolajlarda kullanılan malzemenin çoğu gerçekten o dönemde kullanılan not defterlerine yapılmış çizimlerdir. 
“Türkiye’nin Vahşi Memelileri” çalışanlar arasında emaille forwardlanan doğa imajlarından esinlenilmiş bir iştir. Şehir hayatında varolan bireyin gözüyle doğadaki varoluşu anlatır. Aidiyet ve birey olma üzerine düşünceler arka planın tekrarlarla desene doğru gittiği bir dizi çizime yol açmıştır.
Sergi, dünyanın merkezine her biri kendi içinde bir dünya olan ihtişamlı kuleleri veya git gide yok olan ve şehirli bir birey için bir takıntıya dönüşen doğayı koymaya çalışır...
Bu bağlamda sergi asla varılamayacak bir noktaya yönelmeyi önerirken, yolculuk sürecinde varoluş ve arzuların ifadesine yoğunlaşır.

 

 

 

JoomSpirit